arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘trkiye’

‘İtibarlı dış politikanın anahtarı millet iradesinin egemenliğidir’

Cuma, 03 Eyl 2010

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ”İtibarlı bir dış politikanın da sağlıklı bir ekonominin de olmazsa olmaz şartı millet iradesinin egemenliğidir” dedi.

Davutoğlu, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’la birlikte geldiği Menderes Caddesi üzerindeki Müceldili Konağı’ndaki eşraf toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin dış politikası ve 12 Eylül’de yapılacak referandum konularını değerlendirdi.
Erzurum’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Davutoğlu, ”Gerçekten eğer Anadolu’nun bir ruhu varsa, o ruh Erzurum’a sinmiş. Ne zaman o ruh darlansa, Erzurum’da bir teneffüs bulmuş” diye konuştu.
Davutoğlu, Erzurum’un Anadolu’nun kilidi konumunda bir il olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
”Erzurum Anadolu’nun kapısıdır. Erzurum bir kez olsun Allah muhafaza düşmüş olsaydı, Anadolu’da tutunmamız mümkün değildi. Ama böyle bir kilidi beklemeleri için toplumun en seçkin insanlarına, o kapının hakkını verecek olan insanlarına bir ilahi takdir bu vazifeyi vermiş ve siz buraları bekliyorsunuz. Buraları beklerken sadece Erzurum’u değil, Anadolu’nun bütününü neredeyse kuşatacak şekilde bekliyorsunuz. Biz Erzurum’a ve Erzurumluya böyle bakıyoruz.”
-DIŞ POLİTİKA-
Bakan Davutoğlu, bazen dış politika üzerinden konuştuklarında değişik mihrakların ‘bunlar biraz fazla iddialı, hayalperest’ yorumunda bulunabildiğini belirterek, ”Doğru biz iddialıyız. Eğer biz iddialı olmazsak açıkçası ne sayın bakanımın, ne benim, ne sayın başbakanımızın o koltukları işgal etmesinin anlamı yoktur” dedi.
”Bir iddia taşıyoruz. Bu iddianın gereğini yapmaya da bedelini ödemeye de hazırız” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
”Nedir bu iddia? Bu iddia, bu milletin tarih boyu tüm insanlığa sunduğu mesajı tekrar taşımak. Eğer böyle bir iddiayı bu millet taşımasaydı, sıradan bir insan topluluğu olurdu. Selçuklu Devleti bu topraklarda kurulmazdı. Eğer bizim atalarımız yine aynı iddialarla Anadolu’dan Rumeli’ye gitmemiş olsalardı, Osmanlı Devleti 600 yıl yaşayamazdı. Eğer bu iddiayı taşıyamasaydık, herkesin her şey bitti dediği anda Erzurum Kongresi yapılamazdı. Biz bir iddia sahibiyiz. Bu milletin dünyanın en itibarlı konumuna geleceğine inancımız tam. Hiçbir şekilde şüphemiz yok. Hiç kimseden korkumuz ve çekincemiz de yok.”
-REFERANDUM-
Davutoğlu, 12 Eylül’de yapılacak olan referandumun önemi bulunduğuna dikkat çekerek, ”Bu hükümet bu iddialı hedefleri gerçekleştirirken arkasında millet desteğini bir kez daha güçlü bir şekilde hissetmek istiyor. Ama bizim hükümet olarak bunu hissetmemiz tek başına bir hedef değil. Bu paketin kendisinin partilerle bir alakası yok. Aramızda siyasi görüşleri farklı olan kardeşlerimizde olabilir. Biz 12 Eylül’de güçlü bir destek aldığımızda, hükümet olarak bunu hisseder ve daha büyük bir azimle çalışırız” diye konuştu.
Anayasa paketinin alakasız konularla ilişkilendirildiğini ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Söz konusu değil. Açıp inceleyin. Esas olan irfan sahibi olmaktır. Biz bu milletin irfanına inanırız. Baktığınızda bu milletin zararına tek bir madde yok. Kadınlarımıza şehit yakınlarına, engellilere, çocuklarımıza, pozitif ayrımcılık veriyoruz. Bu mu, bu ülkeyi bölecek veya bu ülkeye zarar verecek? Çocuklarımızın istismarını engellemeyi anayasaya koyuyoruz. Bu mu zararlı? Bu milletin acziyet ifade etmeye hakkı yok. Ne kadar sıkıntı çekersek çekelim, bu toprağın hakkını vermemiz gerek. Böyle iddia üzerine konuşulduğu zaman. Neye güveniyorsunuz demişlerdi bir televizyon programında. 3 şeye dedim. Bir coğrafyamıza. Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki bu coğrafyanın hakkını verenler tarihte yükselir. İki tarihimiz. Üç insanımız. İnsanımızın gücüne inanıyoruz. Bu insanımızın önündeki engeller kaldırılırsa yapamayacağı yoktur.”
”Nerede bizden bir beklentisi, talebi olan varsa orada Türkiye olacak. Nerede bir uluslararası kuruluş varsa orada üye olacağız’‘ diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
”Bayrağımızın dalgalanmadığı bir köşe kalmayacak. Kim ne derse desin. Bu milleti ayağa kaldırmanın şartı önce kendimize güveneceğiz. Şimdi böyle bir iddia üzerine dış politika yaparken bunun için işte vizeleri kaldırma üzerine çalışıyoruz. Küçük, büyük her ülkeyle kaldırıyoruz. Eskiden tam tersini düşünürmüşüz. Şimdi biz aksini yapıyoruz. Neden? Çünkü biz insanımıza güveniyoruz. Çünkü bizim insanımızın önündeki engelleri kaldırdığınız zaman ayrıca bir şey yapmanıza gerek yok. Tabi birileri bundan rahatsız oluyor. Türkiye’nin ekseni kayıyor diyorlar. Türkiye’nin ekseni Erzurum, Türkiye’nin ekseni Konya, Türkiye’nin ekseni Mardin, Türkiye’nin ekseni Edirne, bizim eksenimiz Anadolu toprakları. Kimse bizi artık bundan sonra başkalarının karar aldığı Türkiye’nin de bu kararı değerlendirerek genellikle o kararı uyguladığı ülke olmayacak. Karar alınacaksa masada biz olacağız. Söz söylenecekse önce sözü biz söyleyeceğiz. Başkası bir söz söylesin sonra bir tutum alayım demeyeceğiz.”
DEVAMI İÇİN

haberler , , ,

ABD, Türkiye’den üs ve geçiş izni istiyor

Cuma, 03 Eyl 2010
ABD’nin, Irak’taki ağır teçhizatı için Türkiye’den transit geçiş izni talep edeceği bildirildi.
7 yıllık bir işgalin ardından Irak’tan çekilmeye başlayan ABD’nin, Irak’ta bulundurduğu ağır teçhizatlarının ABD’ye gönderilmesini sağlamak için, Türkiye’den transit geçiş izni talep edeceği belirtildi.
Resmi temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya gelecek olan ABD Genel Kurmay Başkanı Michael Mullen, Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile yapacağı ikili görüşmelerde bu konuyu gündeme getirecek.
Edinilen bilgiye göre ABD’nin talepleri arasında Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden ABD’ye dönmesi bulunmuyor. Washington yönetiminin talebi, ABD kara ve hava kuvvetlerine ait ağır teçhizatların (tank, ağır zıhrlı, uzun menzilli toplar, mobil radarlar, hava savunma sistemleri) Türkiye üzerinden ABD’ye dönüşünün sağlanmasını kapsıyor.
İKİNCİ BİR TALEP DE VAROrgeneral Michael Mullen’ın, Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’den ikinci bir talepte bulunması da bekleniyor. NATO ile birlikte füze savunma sistemi geliştiren ABD, Türkiye’ye de kitle imha silahları ile mücadele çerçevesinde bir erken uyarı sistemi ve füze bataryaları yerleştirmek istiyor.
Bu konudaki talebini daha önce Ankara’ya ileten Washington, Türkiye’den henüz müspet veya menfi bir cevap alamadı.
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, Washington’da gerçekleştirdiği temaslar esnasında Türkiye’nin füze savunma sistemi konusunda nihai kararını vermediğini ve bu konuda bir çok çekincesinin bulunduğunu dile getirmişti.
ANKARA İSTEMEZSE, BULGARİSTAN VEYA ROMANYAABD’li yetkililerden William Burns ile Phil Gordon ise Türkiye’nin Kasım ayında yapılacak olan NATO zirvesine kadar bir karar alması gerektiğini hatırlatarak, Ankara’nın bir cevap vermemesi halinde, sistemlerin Romanya ve Bulgaristan’a yerleştirileceğini kesin bir dille bildirdi.
Bu çerçevede ABD Genelkurmay Başkanı da Ankara’da yapacağı temaslar esnasında TSK’nın görüşünü sorması ve hükümete olumlu yönde tavsiyede bulunmasını talep etmesi bekleniyor. Ankara ise bu konudaki görüşmelerin referandumunun ardından ele alınmasını talep ediyor.
Gündemde yer alması beklenen bir diğer konu da terörle mücadele ve Afganistan. Mullen, Türkiye’nin Afganistan’da üstlendiği Kabil Bölge Komutanlığı görevinin bir yıl daha uzatılması yönündeki talebini bir kez daha dile getirecek.
Terörle mücadele başlığında ise istihbat paylaşımı konusundaki işbirliği değerlendirilecek.

haberler , , ,

Ertosun’un şok ses kaydı!

Perşembe, 02 Eyl 2010

Dailymotion.com’da çok ilginç bir video daha yayına konuldu. 5 ayrı ses kaydından oluşan bir video bu.
Aralarda ses kayıtlarına ilişkin, ses kayıtlarındaki kişilerin kimler olduğuna dair bilgiler yer alıyor.
Kayıtlarda HSYK Üyesi Ali Suat Ertosun olduğu iddia edilen kişi, YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ile YARSAV Yönetim Kurulu Üyesi Fetih Sayın olduğu ileri sürülen kişilere şöyle diyor:

“Şimdi arkadaşlar, geçen sene bizden Ömer Bey ile biz, bu konuları konuştuk. (YARSAV eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu) Yani, yargıda yapabileceğimiz konular nelerse, bizlere bunları getirebilirsiniz…”,

“bizden talepleriniz olursa. Geçen sene Ömer Bey güzel bir dosya hazırlamış, getirmişti”,

“Onların bazıları oldu. Yani, benim şimdi kafamda bazı şeyler var. Yani, Akademide (Türkiye Adalet Akademisi) behamahal etkili olmak lazım”.

SİCİLLERİ FEVKALADE AMA MİLİTAN BUNLAR

1.SES KAYDI

Bu şok videodaki 1. ses kaydındaki kişinin HSYK üyesi Ali Suat Ertosun olduğu ileri sürülüyor ve Ertosun’un çeşitli adliyelere, Yargıtay ve Danıştay Daireleri’ne yaptığı propaganda ziyaretleri sırasında Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri ve özellikle Ergenekon ve benzeri davalarda görev yapan hakim ve savcılar hakkında konuştuğu kaydediliyor:

ALİ SUAT ERTOSUN: Siz anlayamazsınız bunları. Dosyalara bakarsanız bunlar çok başarılı.
Bunlar MİLİTAN, bir şey demiyorum. Bunlar okul notlarından, efendim dosyadaki açık sicilinden, terfilerinden falan anlayamazsınız. Hakikaten fevkalade.
Başsavcıların sicillerine baktık fevkalade.
Ama dediğim gibi, biraz soruşturunca, aha işte…

2.SES KAYDI

Videoda 2. ses kaydıyla ilgili ise “YARSAV Yönetim Kurulu Üyeleri ile HSYK üyesi Ali Suat Ertosun toplantı halinde” deniliyor.

2. ses kaydındaki kişilerin Ali Suat Ertosun, YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ve YARSAV Yönetim Kurulu Üyesi Fetih Sayın olduğu ileri sürülüyor:

Ali Suat Ertosun : Şimdi arkadaşlar, geçen sene bizden Ömer Bey ile biz, bu konuları konuştuk. (YARSAV eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu) Yani, yargıda yapabileceğimiz konular nelerse, bizlere bunları getirebilirsiniz. Geçen sene mesela biz 6-7 tane karar aldık. O kararlarda Ömer Bey’in ve YARSAV’ın çok büyük katkıları var. Bizim en büyük eksikliğimiz, bunu söyleyeyim, bir altyapının olmaması. Bize eeee böyle araştırma geliştirme konularında bilgi verecek bir desteğin olmaması. Biz ayrılmadan buradan, bunları gerçekleştirebiliriz.

Emine Ülker Tarhan : Fiilen değil mi efendim.
Ali Suat Ertosun: Fiilen de olsa bunları gerçekleştirmemiz lazım. Ama bir yerden başlamak lazım. Yani bu o açıdan bizden talepleriniz olursa. Geçen sene Ömer Bey güzel bir dosya hazırlamış, getirmişti.
Fetih Sayın (YARSAV Yönetim Kurulu Üyesi) : Benim yakınen haberim var efendim, onu.
Ali Suat Ertosun: Onların bazıları oldu. Yani, benim şimdi kafamda bazı şeyler var. Yani, Akademide (Türkiye Adalet Akademisi) behamahal etkili olmak lazım.

3.SES KAYDI

3. ses kaydında ise Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişi öve öve bitiremediği Galatasaray Üniversitesi Hocası Doç Dr. Ümit Kocasakal’ı neden bu kadar sevdiğini açıklıyor.

Hamdi Yaver AKTAN: Bu İstanbul’daki Ümit KOCASAKAL
Avukat: Fevkalade. Çok iyi hem.
Hamdi Yaver AKTAN: Yav O, konuşması da iyi ya, miting konuşmacısı
Avukat: Berrak da konuşuyor, net de konuşuyor.
H. Yaver AKTAN: HALKIN KURTULUŞU’ndan geliyor O
Avukat: Haa. Sen söylemiştin onu. Berrak konuşuyor, net konuşuyor.
H. Yaver AKTAN: Cesaretli, çarpıcı lafları var.
Avukat: Güzel lafları var evet.
Hamdi Yaver AKTAN: Polemiği de iyi yapıyor.
Avukat: İyi çok iyi yapıyor.
Hamdi Yaver AKTAN: O tür adam gerekiyor. Polemik. Yaa birkaç hoca daha var da şeye çıkmıyorlar. Mesela İzmir’de Mustafa Ruhan ERDEM var. Çok parlak bir profesör. Olmuyor herhalde. Konuşmuyorlar ya işte. Ersan ŞEN biraz şey yapıyor (konuşuyor). Ama Ersen Şen’dense Ümit Kocasakal çok istikrarlı, çok cesaretli. Askerler de çok seviyor bildiğim kadarıyla.

4.SES KAYDI

4. ses kaydında da yine Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişi, Orgeneral Saldıray Berk’in avukatı olduğu ileri sürülen kişi ile bu sevgisinin kaynağını tekrar anlatıyor:

HAMDİ YAVER AKTAN: Bu Ümit Kocasakal, dün çok iyiydi, televizyonda, Süheyl Batum’lan
Avukat: Çok iyi anlatıyor.
HAMDİ YAVER AKTAN: Çok iyi. O, HALKIN KURTULUŞU’ndan geliyor.
Avukat: Hıı, sen söyledin. O kadar iyi anlatıyor ki
HAMDİ YAVER AKTAN: Çok güzel
Avukat: Çok güzel anlatıyor.
HAMDİ YAVER AKTAN: Bütün askerlerin gözdesi şimdi O çocuk.
Avukat: Çok iyi anlatıyor.

5.SES KAYDI
Ve 5. ses kaydı. Bu kayıttaki kişinin de yine Hamdi Yaver Aktan olduğu ileri sürülüyor. Bu kişi, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Osman Kaçmaz tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün yargılanabileceğine dair verilen karar dosyasının temyiz incelemesini yapan 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker’e dediğini yaptırabilmek için büyük çaba sarf ediyor.

Bu konuda kendisi gibi mütalaa verecek üniversite hocalarından mütalaa istiyor ve aleyhe görüşe sahip hocaları ise susturuyor. En büyük destekçisi ise yine Ümit Kocasakal:

HAMDİ YAVER AKTAN: Bunu şimdi Ersan’a anlattık, Ersan pek yanaşmadı. Şimdi bizim görüşümüze geldi. Sadece, ben dedim, Ümit Kocasakal’a dedim hayır, Köksal hocaya söyledim, (Köksal Bayraktar) Köksal Hoca “hayır ben böyle hiç düşünmedim” dedi. O zaman hocam, hiç demeç verme dedim. Nitekim 7-8 aydan bu yana bu konuda konuşmuyor.

Ümit Kocasakal, ben mütalaa yazarım dedi. İstanbul’a gidince 15-20 sayfa bir mütalaa yaz bana getir, dedim. Onu da heyete vereyim. Kurulu da elimize geçirelim şöyle, diye. Zaten Genel Kurul’a gelirse bu görüşü ileri süreceğim.

dailymotion.com’daki bu video için tıklayın
http://www.habervaktim.com/haber/139881/ertosunun_sok_ses_kaydi.html

haberler , , ,

Hayali bile kurulamayan çadır

Pazartesi, 30 Ağu 2010
Moskova’da Kızıl Meydan’da kurulan Ramazan çadırında Türkler sofralarını engelli ve gazilerle paylaştı. İki kez dolup boşalan çadırda yaklaşık 700 kişi iftar yaptı.
Rusya’nın başkenti Moskova’da geçtiğimiz gün açılışı yapılan Ramazan Çadırı’nda Türk günü kutlandı. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı’nın desteği ile gerçekleşen iftar yemeğine engelli ve gaziler de davet edildi. Moskova’da yaşayan Türk toplumunun katıldığı iftar yemeğinde engelli ve gaziler hediyelerle memnun edildi. İki kez dolup boşalan çadırda yaklaşık 700 kişi iftar yaptı. İftar yemeğinde bir konuşma yapan Türkiye Moskova Büyükelçisi Aydın Sezgin Moskova’da bir Ramazan çadırında farklı etnik topluluklardan insanlarla hoşgörü ve barış ortamı içinde iftar sofrasını paylaşmaktan memnun olduğunu söyledi. Çalkan Grup Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Çalkan ise Moskova’daki çadırın beşinci kez açıldığını belirterek “Şu anda Kızıl Meydan’a iki kilometre uzaklıktayız, bunlar daha önce hayal bile edilemezdi”

haberler , , ,

Cambridge’deki camiye Hristiyan desteği

Pazar, 29 Ağu 2010

İngiltere’nin dünyaca ünlü üniversite kenti Cambridge’de Hristiyanların da desteği ile cami yapılıyor

Amerika ve Avrupa’nın birçok ülkesinde cami yapımı engellenirken, İngiltere’nin dünyaca ünlü üniversite kenti Cambridge’de Hristiyanların da desteği ile cami yapılıyor. Caminin proje aşamasında üniversitenin ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunun yardımcı olduğunu belirtildi.
İngiltere’nin Cambridge kentinde hızla artan Müslüman nüfusu nedeniyle evden bozma yapılan mescitler yetmemeye başladı. Cuma günleri cemaat dışarıya taşıyor, bayram namazları için halk camiye sığmadığından bir spor salonu kiralanıyor. Tüm bu sorunlar ve artan talep üzerine bir cami yapmaya karar verdiklerini anlatan Cambridge Üniversitesi Öğretim Üyesi Tim Winter, (Abdulhakim Murad) ilim ve bilim merkezi olan bir üniversitede caminin olmamasının büyük eksiklik olduğunu söyledi. İlk olarak 4 milyon Pounda bir arazi satın aldıklarını aktaran Tim Winter, “Cami toplamda 13 milyon Pound (30 milyon TL) mal olacak. Şuanda caminin inşası için gerekli olan parayı toplamaya çalışıyoruz. 1 milyon Pound topladık. Geride kalan parayı ise çeşitli ülkelerdeki Müslümanlardan talep ediyoruz.” dedi.
Cambridge’de yaşayan Müslümanların bu kadar parayı toplayamayacağını aktaran Winter, onun için bu camiyi global bir yatırımla yapacaklarını belirtti. Malezya, Avustralya, Afrika gibi farklı yerlerde camiyi destekleyen gruplar bulunduğuna değinen Tim Winter, Türkiye’den de bu anlamda yardım talep ettiklerini söyledi. İngiliz-Müslüman cami stili daha doğmadığından, kendilerinin bu alanda bir sentez yapacaklarına değinen Winter, “Üniversitenin üzerindeki motiflerle çeşitli ülkelerdeki camilerin mimarilerini bir masaya yatırdık. İngiliz mimarisinde pişmiş tuğla kullanılıyor. Aynı kültür orta Asya’daki camilerde de var. Mahalli kültürle, İslam kültürünü birleştirmeyi düşünüyoruz. Böylece yapıldığı bölgede sırıtmayacak, dışlanmayacak.” diye konuştu.
Caminin projesi için 13 ünlü mimarın kıyasıya yarıştığını aktaran Winter, “Üniversitenin böyle bir yapıya müsaade etmesi için dünyaca ünlü mimarlarla çalışmak istedik. Şu anki mimar, bu projeyi yapmadan önce birçok Müslümanla istişareler yaptı.” ifadesini kullandı.
Dünyanın birçok ülkesinde Hristiyanların cami yapılmasına karşı çıktığını belirten Winter, Cambridge ise bunun tam tersi bir durum olduğunu söyledi. Hristiyanların ibadethanelere destek olunduğunun altını çizen Tim Winter, “Kentte Müslüman nüfusu oldukça fazla olmasına rağmen evden bozma ibadethaneler var. Bu da bir takım sorunları beraberinde getiriyor. Camiye sığmayan cemaat, caddeye taşıyor, trafiğe engel oluyor. Bu durumdan Hristiyanlar da rahatsızlık duyuyor. Onun için bu projede onların da desteğini gördük. Cambridge üniversitesinin ve etraftaki kurumların da yardımcı oldu. Fikirleri alındı, istişareler yapıldı. Bu zamana kadar herhangi bir problem yaşanmadı.” şeklinde konuştu.
Amerika ve Avrupa’nın bir çok ülkesinde camiye karşı çıkılmasının nedenini cehalete bağlayan Winter, aşırı sağcı-milliyetçi grupların kendi dinleri dışında her dini inanca karşı çıktıklarını söyledi. Bu tür kişilerle uzlaşının çok güç olduğunu ifade eden Tim Winter, çoğu insanın ise cehaletten karşı çıktığını aktardı. Bu kişilerin, “Cami nedir?, Ne gerek vardı?, İçeride ne yapılıyor?” şeklindeki sorular sorarak karşı çıktıklarına değindi.

haberler , , ,

Moskova Ramazan çadırından dünyaya hoşgörü mesajları

Cumartesi, 28 Ağu 2010

Moskova’da Zafer Camii’nin hemen yanı başında kurulan Ramazan çadırı, beşinci yılında inananlarla buluştu.

Resmî açılışın yapıldığı iftar yemeğine; Müslümanlar, Ortodoks kilisesi, Protestan kilisesi, Budist din ve Yahudi din adamları büyük ilgi gösterdi. Rusya parlamentosu üst kanadı Federal Konsey, alt kanadı Duma, Müslüman ülkelerin büyükelçileri ve diğer etnik topluluklardan yüzlerce kişinin katıldığı çadır, artık Moskova Belediyesi’nin resmî festival listesinde.
MÜFTÜDEN TÜRKİYE’YE TEŞEKKÜR
Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin iftarda yaptığı konuşmada Rusya Müslümanlarının diğer dinlerle barış ve huzur ortamı içinde yaşadığını, Müslümanların Ramazan vesilesi ile inançlarını daha etkin bir şekilde uygulamaya başladığını söyledi. Ramazan ayının ilk teravih namazını Ankara Kocatepe Camii’nde kıldığı bilgisini veren Gaynuddin, “Bu tür güzellikler ancak bizim burada Müslüman kardeşlerimiz ile Türkiye’deki Müslüman kardeşlerimiz arasında kurulan dostluk bağları ile mümkün olabiliyor. Buradan içtenlikle Türkiye’ye Rusya Müslümanlarına karşı olan çok güzel davranışlarından dolayı teşekkür etmek istiyorum” dedi.
ÇADIRDA HOŞGÖRÜ HAVASI VAR
Rusya Müftülüğünün iftar yemeğine katılmaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Türkiye Moskova Büyükelçisi Aydın Sezgin de, “İftar dâvetine icabet etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Moskova’da Ramazan’ı idrak ediyoruz. Orucumuzu bu şekilde açmak fevkalâde güzel bir şey. İftar çadırı Rusya’nın çeşitliliğini ve farklı dinler arasındaki hoşgörü havasını yansıtıyor. Bunu görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz” şeklinde konuştu. Rusya Budistlerinin Moskova Temsilcisi Sanjay Lama da, “Bence Ramazan ayı insanların geleneksel temellerine ulaşmak için önemli fırsat oluşturuyor. Oruç manevî hissiyatı arttırmaya imkân veren, böylelikle Allah’a daha da yakınlaştıran güzel bir dinî ibadet. Ramazan ayı bunlara yol açan çok önemli bir zaman dilimi” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya Yahudileri Dinî Organizasyonlar Kongresi Başkanı Yahudi din adamı Zinoviy Kogan da Ramazan Çadırı’nda her yıl yer aldığını hatırlattı. Kogan, “Rusya’da Müslümanların gün geçtikçe de güçlenmesini ve sayılarının artmasını büyük memnuniyetle karşılıyorum” diye konuştu.
ORUÇ BİRLEŞTİRİYOR
RUSYA Müslümanları ve Ortodoks Hristiyanların karşılıklı olarak bayram ve faaliyetleri takip ettiklerini ifade eden Rusya Ortodoks Kilisesi temsilcisi Vsevolod Çaplin de, “Orucun Müslümanları ve Ortodoks Hristiyanları birleştiren bir dini ibadet olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Hem iyi günde, hem kötü günde birlikte olmamız gerekiyor. Birisine karşı düşmanlık gösterildiğinde diğerinin yardıma koşması gerekiyor” şeklinde konuştu.
KUR’ÂN ÂYETLERİ İNANCIMLA ÖRTÜŞÜYOR
Protestan Kilisesi Temsilcisi Sergey Ryahovskiy de yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Ramazan çok önemi ve kutsal bir ay. Benim için Müslüman ümmeti inanç kardeşlerimdir. Burada otururken çadırda yazılı olan Kur’ân’ı Kerim’den âyetleri okudum ve bu yazıların tamamı benim inandıklarıma benzediğini anladım.”
http://www.yeniasya.com.tr/2010/08/28/yurthaber/h6.htm

haberler , , ,

‘Evet’le dünyadaki itibarımız artacak

Cumartesi, 28 Ağu 2010
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 12 Eylül’de yapılacak referandumdan ‘evet’ oyu çıkmasının uluslararası toplumda Türkiye’nin elini güçlendireceğini vurguladı.
Memleketi Konya’da ‘evet’ oyu isteyen Davutoğlu, değişikliğin kabul edilmesinin AB sürecini de olumlu etkileyeceğine işaret ederek, “Referandum, İlerleme Raporu’na da yansıyacak.” dedi. Bakan, “Güçlü bir evet toplumun sivil anayasaya bağlılığını gösterir. Böyle demokratik bir anayasaya evet dendiği takdirde dünyanın her yerinde itibarımız artar.” değerlendirmesinde bulundu. Memleketi Konya’da ‘evet’ oyu isteyen Davutoğlu Türkiye’nin 10 yıl içerisinde büyüyerek dünyanın en büyük güçlerinden biri haline gelmesinin milletin eseri olduğunu kaydetti. Davutoğlu, “Konyalı Ahmet, Kayserili Abdullah, Rizeli Recep de bu milletin birer ferdi.” dedi. Davutoğlu kendisini takip eden gazetecilere gündeme ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. İsrail’le yaşanan Mavi Marmara krizinin ardından yapılan talepleri sadece Türkiye’nin şartı olarak yorumlamamak gerektiğini belirten Bakan, “31 Mayıs’ta BM Güvenlik Konseyi bir başkanlık açıklaması yaptı. Bu sadece bizim değil uluslararası toplumun da taleplerini yansıtıyordu. 7 talepten 5′i gerçekleşti. Yolcular yargılanmadı, serbest bırakıldı, gemiler serbest bırakıldı, Gazze’ye yardımlar ulaştırıldı ve uluslararası soruşturma komisyonu kuruldu. Diğer şartların da gerçekleştirilmesini bekliyoruz. Komisyon sürecini yakından takip ediyoruz. Kalan iki talep yani İsrail’in özür dilemesi ve tazminat ödemesi içinse komisyon neticesini beklemek lazım.” diye konuştu.

haberler , , ,

Satılık Böbrek İlanı Verenler Var !!!!

Çarşamba, 25 Ağu 2010

Geçen gün satılık böbrek ilanı diye bir yorum gelince şaşırdım. İnsanlar maddi sıkıntılarından dolayı böbreklerini satmayı düşünüyorlar. Ancak insan organını satışa çıkarmak ve buna teşvik etmek suçtur. Ayrıca dinen böbrek satmak büyük günahtır. Bağış konusunda kafalarda sürekli soru işareti olsa da böbrek bağışlamak dinen uygundur. Sonuç olarak hayatımızı kaybettiğimizde bu organlar çürüyecek ve işe yaramaz hale gelecek. Ancak başkasına bağışlanan organlar hem hayat kurtarmış olacak hemde sevap işlemiş olacaklar.
Herkes organ bağışında bulunmalı. Türkiye’de yılda sadece 6-7 hastanın organları tutuyor ve nakil yapılıyor. Bunu da ek bilgi olarak vermek istedim. …

haberler , , ,

‘3-5 kilisede ayin yapmakla Türkiye hıristiyan olmaz’

Çarşamba, 25 Ağu 2010
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, 3-5 kilisede ayin yapılmasıyla Türkiye’nin hıristiyan olmayacağını söyledi.
Basın mensuplarıyla iftar yemeğinde bir araya gelen Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bardakoğlu, din özgürlüklerinden ve Türkiye’nin bu konuda önemli bir yere sahip olması gerektiğini belirterek, 3-5 kilisede Hıristiyanların ayin yapmasıyla Türkiye’nin Hıristiyan olmayacağını söyledi. Böyle bir konuda Türkiye’nin sürekli gündeme taşınmasının hoş olmadığını dile getiren Bardakoğlu, “Türkiye’yi din özgürlüklerini kısıtlayan bir ülke olarak göstermek doğru değil. Geçtiğimiz günlerde Tarsus’a gittim. St. Paul kilisesini yıllar önce müze haline getirilmiş. Bizim için burasının kilise olmasının hiçbir sakıncası yok. Aksine din özgürlüğüne kanat germe açısından bir adım olacaktır.” dedi.

Bugünlerde en yoğun konulardan birisinin de Pakistan’ da ki sel felaketi olduğuna dikkat çeken Bardakoğlu, “Önce bir itirafla sözlerime başlayayım. Pakistan’da ki sel felaketinin bu kadar kapsamlı olduğunu fark edemedik. Ne zaman ki elçilikler vasıtasıyla bilgiler ulaştı ki, baktık gerçekten yaşanan felaket deprem felaketinden kat kat daha kötü. Çoğu insan aç ve hastalık tehlikesiyle karşı karşıya. Aslında bu duruma bütün dünya duyarsız kaldı. Geçtiğimiz hafta camilerde ciddi anlamda yardım toplandı. Bu cuma tekrar yardım toplanacak. İki hafta üst üste bu şekilde yardım toplanması Diyanet tarihinde bir ilk belki:” ifadesini kullandı.

Bir basın mensubunun geçtiğimiz aylarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşanan Kur’an Kursları sorununun ne aşamada olduğunu sorması üzerine ise Bardakoğlu, Kıbrıs ile ilgili ne desem haber olur cevabını verdi. Kıbrıs’ta çok ciddi ihmaller yaşandığına dikkat çeken Bardakoğlu, “Bu olumsuzluklar dini eğitim ve dini bilgi açısından bugün Kıbrıs’ta şahit olduğumuz olumsuzluklar bir yılın üç yılın ürünü değil uzun yılların ürünü. Bir milleti vatanı sevmek sadece tek yönlü olmaz. Bunu ayakta tutacak sütunları sağlam tutmakla olur. Bu da milli, manevi ahlaki değerlerdir. Kıbrıs’ta çok ciddi boşluk meydana geldi. Biz bu boşluğu telafi etmeye çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

haberler , , ,

Rus gazetesinden bomba iddia

Cumartesi, 21 Ağu 2010

Rus gazetesinden bomba iddiaTürkiye Azerbaycan’a üs kuracak iddisı

RUSYA’da yayınlanan Nezavisyama gazetesi, Türkiye’nin, Ermenistan’daki Rus askeri üssünün süresinin 2044 yılına kadar uzatılmasına misilleme olarak Azerbaycan’da askeri üs kurabileceğini öne sürdü.






Gazete, konunun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bakü ziyareti sırasında ele alındığına dair duyumlar olduğunu iddia etti.Gazete, Dağlık Karabağ sorununun çözümünde rol oynayabileceği gerekçesiyle Rusya’ya yakın duran Bakü’nün, Moskova-Erivan askeri yakınlaşmasından sonra bu umudunu yitirdiğini savundu.

TÜRKİYE AZERBAYCAN’A ÜS KURACAK
Gazete, Moskova’dan umudunun yitiren Azerbaycan ile Türkiye’nin, Gümrü’deki Rus askeri üssünün süresinin 2044′e kadar uzatılmasına ‘Simetrik bir karşılık’ vermek isteyebileceklerini belirterek, Bakü ile Ankara arasında yürütülen görüşmeler sonucu Türkiye’nin Azerbaycan’da bir askeri üs kurabileceğini iddia etti. Nezavisyama, “Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün son ziyareti sırasında Azerbaycan lideri İlham Aliyev ile yaptığı görüşmede bu konunun gündeme geldiğine dair duyumlar bulunuyor” diye yazdı.Rus gazetesi, Gümrü’deki askeri üssün muhtemelen Nahcıvan topraklarında kurulabileceğini ileri sürdü. Gazete, bugüne kadar Rusya’nın, stratejik müttefiki Erivan üzerindeki nüfuzunu kullanarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden sağlayabileceğini umut eden Bakü’nün, bu yüzden Türkiye yönlü politikalarını güçlendirmekten uzak durduğunu savundu. Nezavisyama, umutlarının boşa çıktığını gören Azerbaycan’ın, Medvedev’in son Erivan ziyaretiyle birlikte bu politikasını değiştireceğini iddialarına ekledi.
http://www.ensonhaber.com/rus-gazetesinden-bomba-iddia.html

haberler , , ,

Türk dünyasından sevindiren haber!

Cumartesi, 21 Ağu 2010
ABDÜLHAMİT BİLİCİ

İlk kez rahmetli Turgut Özal tarafından 18 yıl önce gerçekleştirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nin dokuzuncusu öncekilerden farklı sonuçlanmıştı.
4 yıl gibi uzun bir aradan sonra Nahçıvan’da 2-3 Ekim 2009′da buluşan bağımsız Türk cumhuriyetlerinin liderleri, bu toplantıda tarihî bir anlaşmaya imza attı. O zamana kadar kurumsal çerçevesi olmadan, düzensiz şekilde bir araya gelen Türk cumhuriyetleri, ilk kez bir örgüt yapısı üzerinde anlaşıyordu. Kazakistan, Türkiye, Azerbaycan ve Kırgızistan’ın devlet başkanı düzeyinde katıldığı zirvede kabul edilen örgütün adı Türk Konseyi olacaktı. Yapı oluşturulurken, Avrupa Konseyi, İngilizce Konuşan Ülkeler Topluluğu Commonwealth, Arap Ligi, İslam Konferansı Örgütü veya Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu gibi modellerden ilham alınmıştı.
Türk Konseyi, farklı alanlarda aynı hedefe yönelik çalışacak 6 alt birimden oluşacaktı. Dışişleri Bakanları Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi, Aksakallar Heyeti, Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA), Konsey Akademisi ve Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (Türksoy). İmzalanan anlaşmaya göre, şimdiye kadarki yapıdan farklı olarak konseyin İstanbul’da daimi bir sekretaryası olacak ve genel sekreter 3 yıllığına görev yapacaktı.
Cumhurbaşkanı Gül, Nahçıvan’daki bu toplantıya giderken bir grup gazeteciyle birlikte aynı uçaktaydık. Türk dünyası ile ilişkilere çok önem veren Gül, ilişkilerin gelmesi gereken seviyeyi şu hayaliyle anlatıyordu: “Nasıl Avrupalı liderler, protokol ve mütekabiliyet gibi formalitelere takılmadan birbirleriyle sık sık görüşüyor. Sabah bir başkentte kahvaltı yapıp akşam yemeğine bir başkasına geçiyorlarsa, bizim ilişkiler de öyle olmalı.”
Türk Konseyi’nin kuruluşunu gerçekleştiren anlaşmalara imza attıktan sonra ise Gül duyduğu mutluluğu şu sözlerle ifade etmişti: ”Bugün tarihî bir adım attık. Kendini Türk hisseden herkes bundan gurur duymalıdır. Bu birlik diğer beraberliklere alternatif veya engel değildir. Şu bir gerçek ki, hepimizin dili aynıdır. Bu gerçeği hiçbir şey değiştiremez.”
Bir yıl geçip bir adım atılmayınca şahsen biraz karamsarlığa kapıldım. Büyük umutlarla çıkılan yolda yine başa mı dönülecekti? Zira Türk dünyasının en önemli ülkelerinden Özbekistan, bu zirveye hiçbir şekilde katılmamıştı. Türkmenistan’dan alt düzeyde bir katılım vardı. Bunların ikna edilmesi gerekiyordu. Ayrıca anlaşmaların ülke meclislerinden geçmesi, genel sekreterliğin oluşturulması ve hepsinden önemlisi örgütün harekete geçtiğini görebilmemiz için bir genel sekreterin belirlenmesi gerekiyordu.
Cumhurbaşkanı Gül’le bir yıl sonra yine Azerbaycan’a, ama bu kez Nahçıvan’a değil Bakü’ye giderken, biraz gecikmeli de olsa umut verici haberleri aldık. Anlaşmaların Meclis’teki onay süreçleri tamamlanmıştı. Hatta TBMM’nin tatile girmeden son kabul ettiği kanun bu anlaşmaydı.
Kırgızistan’da yapılması gereken toplantı, bu ülkede yaşanan tatsız hadiseler yüzünden İstanbul’a alınmış ve günü belirlenmişti. Türk dünyası liderleri 15-16 Eylül tarihlerinde Türk Konseyi Zirvesi için bir araya gelecekti. Özbekistan’ı ikna gayretleri sürüyordu. Ama bu kez Türkmenistan’ın devlet başkanı düzeyinde katılması kesinleşmişti. Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov İstanbul’a gelecekti.
Nihai karar zirvede verilecek olsa da bölgeyi yakından tanıyan ve Rusça bilen Moskova Büyükelçimiz Halil Akıncı, örgütün ilk genel sekreteri olarak belirlenmişti. Bürokratik engellere takılmazsa, Genel Sekreterlik binasının adresi de belliydi. En güçlü aday, II. Abdülhamid tarafından yaptırılan Yıldız Sarayı’ndaki Cihannüma Köşkü. Böylece zarf büyük oranda hazır hale gelmişti. Şimdi sıra, bu kardeş dünya içinde ilişkileri maksimum düzeye taşıyacak fikir ve projelere, yani mazrufa gelmişti.
Kazak lider Nazarbayev, Azeri lider Aliyev ve Cumhurbaşkanı Gül üçlüsü arasındaki sıcak ilişki olmasaydı, bu sorunlar aşılabilir miydi, bilmiyorum. Ama bu aşamaya gelindiğine göre, gelin ümit edelim, Özbekistan için de bir formül bulunsun ve Cumhurbaşkanı Gül’ün tabiriyle Kırgızistan’daki son krizde devlet adamına yaraşır bir siyaset izleyen Özbek lider Kerimov da İstanbul’a gelsin. Bu harika bir haber olmaz mı?

haberler , , ,

‘Hanefi Avcı bu kitabı neden yazdı?’

Cumartesi, 21 Ağu 2010

Taraf muhabiri Mehmet Baransu, “Haliç’te Yaşayan Simonlar- Dün Devlet Bugün Cemaat” kitabıyla gündeme gelen tartışmaların perde arkasını sorguladı. İşte yazısı:
BİR EFSANENİN SONU MU? 

Hiç kuşkusuz dünün en flash haberi Hanefi Avcı’nın yazdığı kitapta iddia ettiği olaylardı. “Haliç’te Yaşayan Simonlar- Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitapta, devleti Fethullah Gülen cemaatinin ele geçirmeye çalıştığını söylüyordu Avcı. Ergenekon, Balyoz, Kafes, Erzincan iddianamesi, Danıştay saldırısı başta olmak üzere yargıya yansımış olayların birçoğunun içi boştu ona göre.

Kamuoyu bu iddialar karşısında ne düşündü bilmem ama ben kendi adıma “bir efsanenin sonunun” böyle olmaması gerektiğini düşündüm. Bu olayların bir bölümünün kamuoyuna yansımasını sağlayan kişi bendim. Haber kaynaklarımı çok iyi tanıyordum. Tanıdığım askerlerin hiçbiri kendisinin iddia ettiği gibi isimler değildi. Üstelik bu isimler cuntacı komutanlarının yanı sıra cemaat hakkında da kendisinden daha ağır ifadeler kullanıyorlardı.

Darbe planlarını bilen ilk kişiydi 

Kitaptaki iddiaları doğrusu şaşkınlıkla karşıladım. Şaşkındım çünkü yüzlerce nedenim vardı. Avcı’nın 2000 sonrası görev aldığı faaliyetleri, kendisine yakın olan isimler başta olmak üzere, askerlerden dinlemiştim. 2003-2005 yılları aralığında Türkiye’nin geçtiği süreci, Karargâh ve 1. Ordu’da yapılan planları gün gün bilen isimlerden biriydi Avcı.

Bugün inkâr ettiği 

Balyoz’u, ‘Sarıkız’ı, ‘Ayışığı’nı, ‘Eldiven’i, Ergenekon’u kamuoyundan yıllar önce biliyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı 2003′te uyaran isimdi kendisi. Gazetecilere, Ergenekon yapılanmasını, Balyoz’u, darbe planlarını Sabri Uzun’la birlikte nasıl önlediğini yıllar önce yüzlerce kez anlatmıştı. Hatta Hürriyet gazetesinden bir isme bazı belgeleri veren de kendisiydi.

Kitabı dün hızlı bir şekilde gözden geçirdim. Ergenekon ve Balyoz darbe planlarının içinin boş olduğunu kitabının kimi yerlerinde iddia eden Avcı, kitabın bazı bölümlerinde ise bu operasyonları önemsediğini vurguluyordu. Kendi içinde bu çelişki acaba nasıl açıklanabilirdi? Avcı, özellikle darbe planlarıyla ilgili bir takım iddialarda bulunuyordu ama isim, yer, zaman vermekten nedense kaçınıyordu.

Ergenekon savcılarına bilgiyi veren kimdi? 

Kitabı okudukça geçmişe yolculuk yaptım. Kafamda yüzlerce olay ve soru işareti belirmeye başladı. Avcı bugün söylediklerinin tam tersini geçmişte dile getirmiş, üstelik Erdoğan’a bu olaylarla ilgili belgeler sunmuştu. Bununla da yetinmemiş, siyasetçiler, bürokratlar ve özellikle de gazetecilerle yüzlerce toplantı yapmış, belge bilgi paylaşmıştı. Bugün içi boş dediği Ergenekon soruşturmasındaki Karargâh Evleri soruşturmasını ilk kez gündeme getiren kişi kendisi değil miydi? Trakya MİT Bölge Başkanlığı’nın istihbarat raporunu dikkate alıp, Trakya’da soruşturma yapmıştı. Ergenekon savcılarına soruşturmalarla ilgili tanık olarak bilgileri kim vermişti acaba? “Cami bombalama timleri gibi saçma sapan iddialar” ifadesini kitabında kullanmasına rağmen, Fatih-Çarşamba’yı askerlerin havaya uçuracağı bilgisini geçmiş yıllarda nasıl elde etmişti? Bu bilgiyi öğrenmek için kullandığı istihbarat tekniği neydi? Kimlerle bunları paylaşmıştı? Peki ne olmuştu da Hanefi Avcı bir anda kırılma yaşamıştı? Dün savunduğu olayları bugün bir cemaatin komplosu olduğunu iddia edecek noktaya gelmişti?

Yaşadığı kırılma noktaları 

Hanefi Avcı yaklaşık yedi yıldır bir kırılma evresindeydi. İlk kırılma anı, Kaçakçılık ve Organize Şube Müdürlüğü görevinden alınmasıyla gerçekleşti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu’nun cemaate yakınlığından dolayı cemaatin kendisine operasyon yaptığını düşünüyordu. Ancak unuttuğu iki nokta vardı. Beyaz Enerji Operasyonu sonrası Ağrı’da yaptığı operasyonla AKP’nin ayağına basmıştı. İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu’nun oğlu Murat Aksu’yu gözaltına almaya çalışması ise ipleri koparmıştı. Avcı adına ikinci

kırılma anı Sabri Uzun’un İstihbaratın başından alınması oldu. Avcı, Uzun, Emin Aslan ve Mustafa Gülcü iyi arkadaşlardı ve mümkün olduğunca birlikte hareket etmeye çalışıyorlardı. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan’ın uyuşturucu baronuyla makamında görüşmesinin ardından tutuklanması kırılmayı derinleştirdi. Avcı, bu işi cemaatin yaptırdığına inanıyordu. Aslan’a kefil olduğunu kamuoyuna açıkladı. Savcılığa verdiği ifadede ise geri adım attı. “Emin Aslan yapmamıştır diyemem” noktasına geldi.

MİT’in başına geçmek istedi 

Hanefi Avcı açısından son kırılma ise beklediği dört makamla ilgili oldu. Önce Emniyet İstihbarat Başkanlığı görevine atanmak istendi. Ardından Celalettin Cerrah’ın yerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gelmeye çalıştı. Burası olmayınca bu kez Ankara Emniyet
Müdürlüğü için kulisler yaptı. En önemli ve son hamlesi ise MİT’in başına geçmek istemesiydi. Türkiye’de bu makama gelebilecek tek kişinin kendisi olduğunu düşünüyordu. Tüm bu beklediği makamlar olmayınca Avcı, cemaatin kendisinin önünü tıkadığını düşündü. Askerlerin YAŞ sürecinde eski konuma gelip, kendilerinden hesap soracağını analizinde bulunmasıyla da askere yakın durmaya çalıştı. Dün savunduğu hatta tanık olarak savcılara belge ve ifade verdiği olayları, bugün inkar etmeye başladı.

Hanefi Avcı için son kırılma noktası, beklediği dört makamla ilgili oldu. Avcı, MİT’in başına geçmek istiyordu.

Kitapla ilgili haberlerin gazetede yer alması üzerine Hanefi Avcı’yı aradım. Kendisinden röportaj talebinde bulundum. Avcı “bir hafta sonra görüşelim” dedi. Umarım yazdıklarımdan ve tartışmalardan dolayı Avcı sözünden caymaz. 2003-2005 yılları arasında bizzat içinde bulunduğu darbe planlarını engelle süreciyle ilgili yer, zaman ve mekan belirterek soracağım yüzlerce soruya cevap verir. 
http://www.8sutun.com/Hanefi-Avcı-bu-kitabı-neden-yazdı-_89338.html

haberler , , ,

Beste Tuncer – Yürü Yürü Albümü 2010

Cumartesi, 21 Ağu 2010

Selami Şahin’in yiğeni Beste Tuncer’de müzik dünyasını seçti. Aynı zamanda da Türkiye, Buz Pateni Şampiyonu olan Beste Tuncer romantik ve aşk şarkıları yorumluyor.
Selami Şahin’in yiğeni ve aynı zamanda da Türkiye Buz Pateni Şampiyonu olan Beste Tuncer de şarkı söylemeyi seçti. İlk albümü ‘Yürü Yürü’ ile müzik dünyasına giriş yapan Beste Tuncer, romantik ve aşk şarkıları seslendiriyor. Selami Şahin imzalı şarkıları ile müzikseverlerin gönlünde taht kuracak olan Beste, “Ben müzik ile büyüdüm. Müzik olmadan yaşayamam. Şarkı söylemek dünyadaki en büyük zevklerimden. Ailem ve Selami Şahin de bana her konu da destek …

haberler , , ,

‘Büyük arabulucu Türkiye’

Cumartesi, 21 Ağu 2010
Haftalık The Economist dergisinin son sayısında, Türkiye’nin dış politikasına ilişkin bir yazı yer alıyor.
Yazının başlığında “Büyük arabulucu” diyor dergi ve ekliyor: “Türkiye, bazen gerçekten de, Doğu ile Batı arasında bir köprü”.
Economist’teki yazı, 2006 yılı Haziran ayında yaşanan bir olayın hatırlatılmasıyla başlamış.
Genç İsrail askeri Gilad Şalit’in Hamas tarafından kaçırılması ardından, İsrail’in Türkiye Büyükelçisi’nin gece yarısı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret ettiğini, Türkiye’nin yardım edip edemeyeceğini sorduğunu hatırlatıyor dergi.
Bazı telefon konuşmaları sonrası, Gilad Şalit’in sağ olduğu ortaya çıkmış ve Economist’in deyimiyle, “Şalit’i yakalayanlar, Türklere, İsrail askerine saygılı bir biçimde davranma sözü vermişti“.
Economist, İsrail’le ilişkileri son dönemde kötüleşse bile, Türkiye’nin hala Hamas nezdinde Gilad Şalit’in serbest bırakılması için kulis yaptığını belirtiyor.
Dergideki yazıda daha sonra Türkiye’nin bazı arabuluculuk girişimleri hatırlatılmış.
Bunlar arasında, İran tarafından kaçırılan İngiliz donanmasından 15 denizcinin 2007 yılı Nisan ayında özgürlüklerine kavuşmaları ile Mayıs ayı sonunda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun müdahalesiyle, casusluk suçlamasıyla İran’da tutulan Fransız öğretmen Clotilde Reiss’in serbest bırakılması var.
Türkiye’nin halen benzer faaliyetlerini sürdürdüğünün vurgulandığı Economist’teki yazı, şu sözlerle noktalanmış:
Ahmet Davutoğlu bir süre önce Botswana’nın, Namibya’yla arasındaki bir toprak sorununun çözümü için kendisinden yardım istediğini açıkladı. Davutoğlu, bundan dolayı minnettardı ancak bununla birlikte, kendisinin de itiraf ettiği gibi, afallamıştı“.

haberler , , ,

Lech Walesa: Türkiye’siz Avrupa olmaz

Cumartesi, 21 Ağu 2010
Polonya’nın Nobel ödüllü eski Cumhurbaşkanı Lech Walesa, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne kabul edilmesi gerektiğini söyledi.
Fransız haber ajansına konuşan Walesa, “Türkiye’siz Avrupa olmaz.” dedi. Polonya eski Cumhurbaşkanı, “Türkiye yavaş yavaş Avrupa’nın kalkınma seviyesini yakalamalı ve yarın da girmeli.” diye ekledi.
2011′in ikinci yarısında Avrupa Birliği dönem başkanlığını devralacak olan Polonya, Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor. Türkiye’nin üyelik müzakereleri 2005′te başlamıştı; ancak Fransa ve Almanya’nın 75 milyon Müslüman nüfusu 27 üyeli bloğa almaktan duyduğu endişe bu süreci yavaşlatıyor.
Koyu bir Katolik olmasıyla bilinen Walesa ise din kökenli endişelerin ise gündeme gelmemesi gerektiğini belirtiyor. Walesa, ajansa açıklamasında “Sınırlar ve ayrılıkla çatışmaya yol açtı, özellikle de dini tarafta.” dedi. Walesa, “Din sömürüldü.” ifadesini kullandı ve şöyle devam etti: “Din, uygun haline mutlaka dönecek. İnsanlar gerçekte Tanrı’nın tüm dinler için aynı olduğunu ancak inancın çok fazla savunanı olduğunu anlayacaklar.”
Polonya, komünist rejimin Walesa’nın muhalefet hareketi Solidarity tarafından devrildikten 15 yıl sonra 2004′te AB’ye üye olmuştu.

haberler , , ,